DÖKÜMHANE

Türk Döküm Sektörünün Eğitim Platformu

Geleceğin dökümhanesi

Dökümhane Akademi projesi için bir slogan bulmaya çalışırken, “7000 yıllık tarihin gelecekle buluşma noktası” şeklinde bir cümle belirlenmişti. Çünkü gerçekten de 7000 yıllık bir geçmişe sahip dökümcülük mesleği, artık heyecan verici bir dönüşümün içine girmiş durumda: Binlerce yıl boyunca süreç kontrolü ya da mühendislik çerçevesinde ele alabileceğimiz yaklaşımlardan uzak bir yerde varlığını sürdüren bu meslek, 7000 yıl ile kıyaslandığında çok kısa kabul edilebilecek bir zaman diliminde gerek süreç kontrolü, gerekse karşılaşılan döküm hataları konularında kendini geliştirerek ciddi bir mühendislik disiplini haline geldi.

Önümüzdeki yıllar ise, dökümhanelerin adapte olması gereken bazı önemli yeniliklere gebe olacak gibi görünüyor. 7000 yılın getirdiği momentuma bakıldığı zaman, dökümcülük mesleğinin bu yenilikler karşısında gücünü kaybedip yenik düşeceğini beklemek biraz zor. Her ne kadar zaman zaman dökümcülük mesleğinin yeni gelen teknolojiler karşısında işinin zor olduğunu iddia eden makaleler, yazılar görüyor olsak da, bu sanayinin adaptasyon gücünü ve yeniliklere uyum sağlama becerisini aklımızda tutmamızda fayda var. Şimdi gelin döküm sektörünü zorlaması beklenen bazı değişimlere ve bu köklü sektörün bu değişimler karşısında kendini nasıl konumlandırabileceği üzerinde biraz düşünelim.

Yeni üretim teknolojileri karşısında dökümcülük

Döküm sektörünü tehdit edeceği söylenen teknolojilere ve yeniliklere göz attığımız zaman, ilk olarak eklemeli üretim yöntemlerinin adının geçtiğini görüyoruz: 3 boyutlu yazıcı teknolojisinin açtığı kapılar sayesinde, geleneksel yöntemlerle üretilmesi mümkün olmayan bazı parçaların üretilmesi mümkün olabiliyor. Üstelik bu yöntemlerin sağladığı avantajlar sadece üretime yönelik değil: GE’nin eklemeli üretim yöntemleriyle ürettiği türbin kanatları, bu yöntemin sağladığı tasarımsal esneklikler sayesinde %10’a varan yakıt verimi sağlayabiliyor. Yani tasarımsal kısıtlamaların azalması sayesinde, daha verimli motorlar, bileşenler yapmamız mümkün olabiliyor.

Alternatif üretim teknolojileri üzerinde düşünürken, genellikle geleneksel olarak döküm yöntemiyle üretilen parçaların farklı yöntemlerle üretilmesi ihtimali üzerinde düşünüyoruz. Konuyu sadece bu eksende değerlendirdiğimiz zaman, örneğin eklemeli üretim yöntemleriyle üretilmesi zor olan büyük ve ağır parçalara yönelmenin garanti bir yol olacağı gibi sonuçlara varabiliyoruz. Oysa durum bu kadar basit değil: Eklemeli üretim yöntemlerinin açtığı kapılar dökümcüleri farklı şekillerde de tehdit edebiliyor.

Bu kapsamda ele alabileceğimiz ilk etki, yeni üretim teknolojilerinin tasarımcılara sunduğu kolaylıklar sayesinde ürün çeşitliliğinin artacak olması. Döküm ya da dövme gibi geleneksel yöntemler, doğaları gereği bazı kısıtlamalar barındırdıkları için, 3 boyutlu yazıcıların sunduğu olanaklar sayesinde tasarımcılar geleneksel yöntemlerle üretilmesi mümkün olmayan tasarımlara yönelebiliyorlar. Bu da doğal olarak tasarımsal açıdan daha geniş yelpazede değerlendirmemiz gereken bir ürün çeşitliliği yaratıyor.

5.Casting_Batoidea

3 boyutlu kum kalıp yazıcılar, mala yüzeyi gibi geleneksel kavramları ortadan kaldırıyor.

Ürün çeşitliliğinin artacak olması, tek bir model üzerinden büyük tonajlarla üretim yapmak yerine, artık aynı parçanın farklı yöntemlerle üretilen çeşitli varyasyonlarının olduğu bir tasarım anlayışının yavaş yavaş yerleştiğini gösteriyor. O nedenle dökümhanelerin yüksek tonaj ile ciro arttırmaya çalışmak yerine, artık mühendislik hizmetlerine ağırlık vermeye başladığı, döküm alıcısı firmaların tasarım ekibiyle birlikte çalışan bir mühendislik ekibine sahip olmaları gereken bir sürece girdiğimizi anlayabiliyoruz.

Tabii bu tür bir anlayışı benimseyebilmek için, döküm alıcısının farklı taleplerine yanıt sunabilecek, esnek bir üretim anlayışının dökümhaneler tarafından benimsenmesi gerekiyor. Benzer bir ifadeyi, Amerikan Dökümcüler Derneği (AFS) başkanı Patricio Gil ile yakın tarihte yapılan bir ropörtajda da görebiliyoruz [1]:

Artık pasif dökümhane yok. Geleceğin dökümhanesinin müşteri ile birlikte çalışması, tasarımsal çözümler yanında hem hacim, hem malzeme, hem de katma değer yaratan operasyonlar açısından üretim esnekliği sunabiliyor olması gerekiyor.

– Particio Gil, AFS Başkanı (2017)

Dökümhanelerin bu geleceğe nasıl adapte olabilecekleri konusunda ilk adımları gerçekten de görmeye başladık: Örneğin 3 boyutlu kum kalıp yazdırma teknolojisi sayesinde, döküm alaşımların sunduğu mikroyapısal avantajların, direkt olarak yukarıda bahsedilen esnek üretim anlayışıyla bütünleşmesi sağlanabiliyor. Üstelik bu yöntemle üretilebilen alaşımların standartlar çerçevesinde tanımlanmış geleneksel alaşımlar olması nedeniyle, döküm alıcısı firmaların döküm alımlarında kullanılan standartların dışına çıkmalarına ve belirsizlik yaşamalarına da gerek kalmıyor.

Sonuç

Bu yazının ana fikrini kısaca özetlemek gerekirse, dökümhanelerin varlıklarını sürdürebilmeleri ve yeni teknolojiler karşısında güçlü kalabilmeleri için bu teknolojilere rakip olmak yerine, onları benimsemeleri gerektiğini söyleyebiliriz. Bu durum dökümhanelerin benimsedikleri yüksek hacim – yüksek ciro anlayışına ters bir durum yaratacağı için, her dökümhanenin bu düşünceyi benimseyebileceğini iddia etmek de oldukça zor. Fakat gidişat öyle gösteriyor ki sadece bir komodite tedarikçisi konumunda kalmakta ve mühendislik çözümleri üretme yoluna girmemekte ısrar eden dökümhaneleri, pek de parlak bir gelecek beklemiyor.

Kaynaklar

  1. Interview with Patricio Gil, CEO of Blackhawk Mexico and new president of AFS. Global Casting Magazine, Eylül 2017.

İçerik hazırlığında kullanılan tüm kaynakların listesi için tıklayın.

Kategoriler:Not defteri

Etiketler:,